Sünnetçi Sokağı’nda Son Bulan Bir Saray Hayatı
Sünnetçi Sokağı’nda Son Bulan Bir Saray Hayatı
Osmanlı sarayının son dönemine tanıklık eden isimlerden biri olan Prenses Leyla Gülefşan Açba-Ançabadze, ihtişamlı saray yaşamından Sivas’ın mütevazı sokaklarına uzanan dramatik hayat hikâyesiyle dikkat çekiyor. Sarayda başlayan yaşamı, sürgün yılları ve Sivas’ta geçen hüzünlü son günleriyle Leyla Açba, Osmanlı’nın son dönemine ışık tutan önemli isimlerden biri olarak anılıyor.
Osmanlı sarayının son dönemine tanıklık eden isimlerden biri olan Prenses Leyla Gülefşan Açba-Ançabadze, ihtişamlı saray yaşamından Sivas’ın mütevazı sokaklarına uzanan dramatik hayat hikâyesiyle dikkat çekiyor. Sarayda başlayan yaşamı, sürgün yılları ve Sivas’ta geçen hüzünlü son günleriyle Leyla Açba, Osmanlı’nın son dönemine ışık tutan önemli isimlerden biri olarak anılıyor.
Kafkasya Aristokrasisine Mensup Bir Aileden Geliyordu
Prenses Leyla Açba-Ançabadze, 10 Ağustos 1898 tarihinde İstanbul’un Horhor semtindeki Açba Köşkü’nde dünyaya geldi. Annesi Abhaz-Gürcü Prensesi Mahşeref Emuhvari idi. Açba ailesi, Kafkasya aristokrasisine mensup köklü bir hanedan olarak biliniyordu.
Küçük yaşlardan itibaren çok iyi bir eğitim alan Leyla Açba, Fransızca ve İngilizce öğrendi. Aynı zamanda musikiyle yakından ilgilendi ve Sultan II. Abdülhamid Han döneminde Harem Bandosu’nda harp çalacak kadar ileri seviyede müzik eğitimi aldı.
Osmanlı Hanedanı ile Akrabaydı
Leyla Açba’nın Osmanlı sarayıyla yakın akrabalık bağları bulunuyordu. Teyzesi Peyveste Hanım ve kuzini Fatma Pesend Hanım, Osmanlı hanedanı içerisindeki önemli isimler arasında yer alıyordu.
Bu yakınlık sayesinde Leyla Açba, 1919 yılında Sultan VI. Mehmet Vahdeddin Han’ın ilk eşi Emine Nazikeda Kadınefendi’nin nedimesi oldu. Uzun yıllar sarayda görev yapan Leyla Açba, Osmanlı Hanedanı’nın 1924 yılında sürgüne gönderilmesine kadar Kadınefendi’ye hizmet etti.
Saraydan Sivas’a Uzanan Yolculuk
Osmanlı Hanedanı’nın sürgüne gönderilmesinin ardından Leyla Açba’nın hayatı tamamen değişti. Saraydaki ihtişamlı yaşam sona ererken, genç prenses İstanbul’dan ayrılarak Sivas’a geldi.
Leyla Açba, Sivas’ta Sünnetçi Sokağı’nda yaşayan halası Hürrem Hanım’ın yanına yerleşti. Sarayın görkemli atmosferinden uzak, mütevazı bir yaşam sürmeye başlayan prenses, burada yaşadığı dönemde hatıralarını kaleme aldı.
Hatıralarını Yazdı
Leyla Açba, Osmanlı saray hayatını içeriden anlatan ilk Osmanlı nedimelerinden biri olarak tarihe geçti. Kaleme aldığı “Bir Çerkes Prensesinin Harem Hatıraları” adlı eser, Osmanlı haremi ve saray yaşamı hakkında önemli kaynaklardan biri kabul ediliyor.
Eserde yalnızca saray yaşamı değil; Osmanlı’nın çöküş dönemi, sürgün yılları ve yaşanan büyük değişimler de anlatılıyor.
Veremden Hayatını Kaybetti
Saraydan uzak geçen zorlu yıllar, Leyla Açba’nın sağlık durumunu da olumsuz etkiledi. Verem hastalığına yakalanan genç prenses, 6 Kasım 1931 tarihinde Sivas’ta, Sünnetçi Sokağı’ndaki evde hayatını kaybetti.
Henüz 33 yaşında yaşamını yitiren Leyla Açba, Osmanlı’nın son dönemine tanıklık eden hüzünlü hayat hikâyesiyle hafızalarda yer etti.
Sanat Dünyasıyla da Bağlantılıydı
Leyla Açba’nın ailesi yalnızca saray çevresiyle değil, sanat dünyasıyla da yakın ilişkiler içerisindeydi. Kuzini olan Prenses Mihri Açba, Türk resim sanatının öncü isimlerinden biri olarak tanındı. Tarihe “Mihri Müşfik Hanım” adıyla geçen sanatçı, Türkiye’nin ilk kadın ressamlarından biri olarak kabul ediliyor.
Sivas’ın Unutulan Hikâyelerinden Biri
Bugün Sivas’ta çok az kişinin bildiği Leyla Açba’nın hikâyesi, şehrin tarihine gizlenmiş dramatik yaşam öykülerinden biri olarak dikkat çekiyor. Saraydan Sünnetçi Sokağı’na uzanan bu hüzünlü hayat.
Leyla Açba vefatı sonrası Sivas Yukarı Tekke Mezarlığı içerisinde definedilmiştir..
Sivas HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.






