Kabirdekilerin Durumu
Ebû Kılâbe el-Basrî [rahmetullahi aleyh] anlatıyor:
Şam’dan Basra’ya dönmüştüm. İhtiyaç hâsıl oldu, kuytu bir yere girdim ve gusül abdesti aldım, iki rekât namaz kıldım, ardından oradaki bir mezarın tümseğine başımı koyup uyudum. Bir ara uyandım, bir de baktım ki kabrin sahibi başımda dikilmiş şöyle diyor:
‘Bütün gece bana eziyet ettin durdun. Sizler amel ediyorsunuz, fakat onların ne kadar kıymetli olduğunu bilmiyorsunuz. İşte biz bunu anladık, ancak ne çare! Amel edecek imkânımız yok. O kıldığın iki rekât namaz var ya, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Allah [celle celâluhû] dünyadaki kardeşlerimize bol mükâfatlar ihsan etsin. Onlara selâmlarımızı söyle. Zira onların duaları bereketiyle kabrimize dağlar gibi nur yağmaktadır’ dedi.
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] buyurur ki:
Ölünün kabirdeki durumu, suda boğulmakta olan kimsenin durumuna benzer. Suya düşen kimse ne bulsa kurtulmak için ona yapışır. Kabre konan kimse de böyledir; o kabrinde anne babasından, herhangi bir kardeşinden dua bekler. Dirilerin yaptığı dualar, ölülere dağlar büyüklüğünde nurlar halinde arzedilir (Şuabü’l-İmân).